İSLAM VE SİYASET YA DA SİYASİ İSLAM(CILAR)
Siyasetten-daha doğrusu politikadan-bu konuda söz etmekten,yazmaktan hiç hazzetmediğim halde belki de son olarak bildiğim,gördüğüm gerçekleri görmeyenlere,görmek istemeyenlere-tanık olduğum bazı olaylar nedeniyle-göstermeyi kendime bir görev saydığım için yazmaya karar verdim.
Evrensel ve ölümsüz prensipler(bir düşünce ve eylem) sistemi olan İslam’ın,kuşkusuz “siyaset”boyutu da bulunmaktadır.
İslam’ın siyaset boyutunun en belirgin nitelikleri adalet ,şura(danışma meclisi)ve antiemperyalist oluşudur.
Bugün-ya da daha önceleri-“Müslüman”kimliklerle ortaya çıkarak siyasete soyunanlara bakınca emperyalizme karşı bir tutum içinde olmaları bir yana onlarla yan yana omuz omuza işbirliği halinde olduklarını(aynı cephede yer aldıklarını)ibretle ve dehşetle görüyoruz.
Ve ne yazık ki –iyi niyetlerinden kuşku duymadığımız-bazı kardeşlerimiz kıramadıkları parti taassubu yüzünden beşeri ve geçici değerler taşıyan sistemleri-bilerek,
bilmeyerek-İslam’ın,onları kuranları Allah’ın Peygamber’in önüne geçirmektedirler.
Bir kuruma,bir şahsa sevgi,saygı,sempati duymak normaldir,ama onları kusursuz ve her şeyin üzerinde ve önünde görmek …………..başka bir şey değildir!
Yakın tarihimizi –iyi ve doğru olarak-bilmeden,1940’larda ikinci adam tarafından imzalanan bir seri gizli andlaşmalar doğrultusunda Türkiye’nin 60-70 yıldır Sam Amca’nın güdümünde yöneltildiğini,oynanan oyunları ve bu oyunların aktörlerini görmek de mümkün değildir.
Bayar’la başlayan (Küçük Amerika)rüyası(versiyonu)Menderes,Demirel,Özal,
Çiller’le devam etmiş,bugün de aynı titizlik ve ustalıkla(!)sürdürülmektedir.
Müslüman basiret(keskin görüş) sahibidir.Olaylara öyle bir bakışla bakar ki,onların ardındaki sebepleri –ve sonuçları-görür,tavrını ona göre alır.Göremiyorsa inancını gözden geçirmesi gerekir.
Mustafa Merter’in “Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı çalışmasıyla ilgili olarak yazılan şu satırlar(1) tam da düşüncelerimle örtüştüğünden sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Merter,gerçek tevazuu ve aşkı idrak etmeye başladıkça alt kişiliklerini(ün,
unvan,mal,mülk,makam)terk etmenin başta içini yaktığını ama “kul” olmanın kendi kendine olunan dervişlikten ne kadar yüce ve özgürleştirici olduğunu giderek kanıksadığını söylüyor.
Sanıyorum Yaratan’dan başka bir güce teslim olmak bizde aydınlandık zannını uyandırıyor.(Müthiş bir tesbit!)Ve O’nun (Allah’ın)dışında kendimize farklı ilahlar bulmak,
farkında olmadan birilerine,bir düşünceye veya bir (beşeri)sisteme kulluk etmemize yol açıyor.
Oysa “kul”olmak,kalpten (Yaradan’a)teslim olmakla başlıyor.Ve birey olmayı
asla dışlamadan,insanı kendi”mirac”ına yükseltebiliyor.Birey olma ise-hele günümüzde-kul
olmayı tamamen dışladığı için bireyleri bambaşka güçlerin kulluğuna sokabiliyorlar kendilerini..Israrla ikileyerek,üçleyerek hakikati!
Şeyhi Ekber(M.Arabi):”Beni çağırırsa sadece “ey kulum”diye çağırıyor.İşte bu ad benim en şerefli adım.”buyuruyor.Ne güzel…İşte gerçek özgürlük budur…
İşte bu boyutu (frekansı)yakalayan insan başka hiçbir güce kulluk etme
(önünde boyun) eğme ihtiyacını duymaz,zilletine düşmez.
Allah cümlemizi kula kul olmaktan korusun!
Bu en büyük tutsaklıktır,ruha alev bukağılar vurmaktır.İnsan onuruna,insan yüceliğine asla yakışmayan bir davranıştır.Hele inanan insana asla!
“İnsan” olma bilincini ve onurunu,insanca “kul”ca yaşama özgürlüğünü
ömür boyu sürdürmemiz dileğiyle,kalın sağlıcakla…
_____________________________________________________
Siyasetten-daha doğrusu politikadan-bu konuda söz etmekten,yazmaktan hiç hazzetmediğim halde belki de son olarak bildiğim,gördüğüm gerçekleri görmeyenlere,görmek istemeyenlere-tanık olduğum bazı olaylar nedeniyle-göstermeyi kendime bir görev saydığım için yazmaya karar verdim.
Evrensel ve ölümsüz prensipler(bir düşünce ve eylem) sistemi olan İslam’ın,kuşkusuz “siyaset”boyutu da bulunmaktadır.
İslam’ın siyaset boyutunun en belirgin nitelikleri adalet ,şura(danışma meclisi)ve antiemperyalist oluşudur.
Bugün-ya da daha önceleri-“Müslüman”kimliklerle ortaya çıkarak siyasete soyunanlara bakınca emperyalizme karşı bir tutum içinde olmaları bir yana onlarla yan yana omuz omuza işbirliği halinde olduklarını(aynı cephede yer aldıklarını)ibretle ve dehşetle görüyoruz.
Ve ne yazık ki –iyi niyetlerinden kuşku duymadığımız-bazı kardeşlerimiz kıramadıkları parti taassubu yüzünden beşeri ve geçici değerler taşıyan sistemleri-bilerek,
bilmeyerek-İslam’ın,onları kuranları Allah’ın Peygamber’in önüne geçirmektedirler.
Bir kuruma,bir şahsa sevgi,saygı,sempati duymak normaldir,ama onları kusursuz ve her şeyin üzerinde ve önünde görmek …………..başka bir şey değildir!
Yakın tarihimizi –iyi ve doğru olarak-bilmeden,1940’larda ikinci adam tarafından imzalanan bir seri gizli andlaşmalar doğrultusunda Türkiye’nin 60-70 yıldır Sam Amca’nın güdümünde yöneltildiğini,oynanan oyunları ve bu oyunların aktörlerini görmek de mümkün değildir.
Bayar’la başlayan (Küçük Amerika)rüyası(versiyonu)Menderes,Demirel,Özal,
Çiller’le devam etmiş,bugün de aynı titizlik ve ustalıkla(!)sürdürülmektedir.
Müslüman basiret(keskin görüş) sahibidir.Olaylara öyle bir bakışla bakar ki,onların ardındaki sebepleri –ve sonuçları-görür,tavrını ona göre alır.Göremiyorsa inancını gözden geçirmesi gerekir.
Mustafa Merter’in “Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı çalışmasıyla ilgili olarak yazılan şu satırlar(1) tam da düşüncelerimle örtüştüğünden sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Merter,gerçek tevazuu ve aşkı idrak etmeye başladıkça alt kişiliklerini(ün,
unvan,mal,mülk,makam)terk etmenin başta içini yaktığını ama “kul” olmanın kendi kendine olunan dervişlikten ne kadar yüce ve özgürleştirici olduğunu giderek kanıksadığını söylüyor.
Sanıyorum Yaratan’dan başka bir güce teslim olmak bizde aydınlandık zannını uyandırıyor.(Müthiş bir tesbit!)Ve O’nun (Allah’ın)dışında kendimize farklı ilahlar bulmak,
farkında olmadan birilerine,bir düşünceye veya bir (beşeri)sisteme kulluk etmemize yol açıyor.
Oysa “kul”olmak,kalpten (Yaradan’a)teslim olmakla başlıyor.Ve birey olmayı
asla dışlamadan,insanı kendi”mirac”ına yükseltebiliyor.Birey olma ise-hele günümüzde-kul
olmayı tamamen dışladığı için bireyleri bambaşka güçlerin kulluğuna sokabiliyorlar kendilerini..Israrla ikileyerek,üçleyerek hakikati!
Şeyhi Ekber(M.Arabi):”Beni çağırırsa sadece “ey kulum”diye çağırıyor.İşte bu ad benim en şerefli adım.”buyuruyor.Ne güzel…İşte gerçek özgürlük budur…
İşte bu boyutu (frekansı)yakalayan insan başka hiçbir güce kulluk etme
(önünde boyun) eğme ihtiyacını duymaz,zilletine düşmez.
Allah cümlemizi kula kul olmaktan korusun!
Bu en büyük tutsaklıktır,ruha alev bukağılar vurmaktır.İnsan onuruna,insan yüceliğine asla yakışmayan bir davranıştır.Hele inanan insana asla!
“İnsan” olma bilincini ve onurunu,insanca “kul”ca yaşama özgürlüğünü
ömür boyu sürdürmemiz dileğiyle,kalın sağlıcakla…
_____________________________________________________
(1) :Birey Olmak Kul Olmak (Leyla İpekçi) (Zaman 13 Ocak 2008)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder