28 Ocak 2008 Pazartesi

MEKKE ‘DE GÜN BATIMI

Hiç böyle görmemiştim güneşi and olsun ki!
Öyle can yakıcı bir içten bakışı var ki,
Yalnız yürekler değil kayalar tutuşuyor,
Ölü volkanik dağlar yeniden canlanıyor,
Kabe’nin yüreğinden volkanlar püskürüyor,
Taşlaşmış yüreklerden pınarlar fışkırıyor…

O alevlerle yanan,tutuşan canlar,başlar
Yüzyıl’a,Yüzyıllar’a Barış’ı haykırıyor….

Ortalık karardıkça Harem aydınlanıyor,
Güneş içinden sonsuz güneş doğuveriyor.
-Oteller silueti bozuyor,zedeliyor.-
Işık taklar altından geçerek Müslümanlar
Öteler ötesine akıyor,akıyorlar…
Dudakları kavrulmuş,yürekleri alevli,
Hüzünlü yürekleri korkulu ve ümitli…

Onlar,onlar dünyanın yüzünü güldürecek,
Onlar aşkı,barışı,huzuru getirecek…
Onlar,anlar onulmaz yaraları saracak,
Onlar,onlar açılmaz kapıları açacak…
(aşılmaz dorukları aşacak)

Kuşlar,kuşlar yanarak tavafa katılıyor,
Kuşlar insanlaşıyor,insanlar kuşlaşıyor.
Ruhlar kanatlanıyor,kanatlar ruhlaşıyor…

Sarayın ışıkları daha mı solgun şimdi, (sanki!)
Yoksa pencerelerde perdeler mi çekili?

Müminlerin bağrından sonsuz güneş doğuyor,
Müminler zamanları ayağa kaldırıyor…

Zamanlar müminlerle kimliğe bürünüyor,(kişilik kazanıyor)
Mekanlar müminlerle dengeye kavuşuyor…
(zamanları aşıyor)
H İ C R E T

Bulutlar yükleniyor,kumullar kımıldıyor,
Nabızlar hızlanıyor,gözler buğulanıyor…
Sıklaşan şimşeklerin gümrah aydınlığında
Kımıl kımıl tüllenen ufukların altında,
İçin için ürperen dağların sinesinde,
Sular burgaçlanıyor,ırmaklar kabarıyor.
İncinmiş yüreklerin hüzünlü demlerinde
Perdeler çekiliyor,duvarlar yükseliyor,
Büyük yolculuk için adımlar atılıyor…
Her adımda ufuklar daha aydınlanıyor,
Her solukta ümitler daha bir güçleniyor, (yoğunlaşıyor)
Güvercinlikten sonsuz kartal havalanıyor,
Kör kuyular taşıyor,mağaralar ışıyor,
Zakkumlar gülleşiyor,dağlar boyun eğiyor,
Atlar tökezleniyor,kayalar dilleniyor…

Yolcuların ardında(n)çağlar sürükleniyor,
Evrenlerin bağrında kıyametler kopuyor…
Yolcular çağlarüstü bir yolda(n) yürüyorlar,
Yolcular sırtlarında Barış’ı taşıyorlar….
Ellerinde zamanlar/mekanlar dürülüyor,
Bakışlarından sonsuz bir hüzün saçılıyor,
Kucaklarında ışık çelenkler oluşuyor…

Tepelerin ardından sonsuz güneş doğuyor,
Muştular muştusuyla yer,gök dalgalanıyor,
Güneşler yürekleri yakıyor,kavuruyor,
Kavrulan yüreklerden gayzerler fışkırıyor…(püskürüyor)

Hicret sonsuz kapının sonsuza açılması,
Hicret medeniyetin yeni baştan inşası…

15 Ocak 2008 Salı

İSLAM VE SİYASET YA DA SİYASİ İSLAM(CILAR)


Siyasetten-daha doğrusu politikadan-bu konuda söz etmekten,yazmaktan hiç hazzetmediğim halde belki de son olarak bildiğim,gördüğüm gerçekleri görmeyenlere,görmek istemeyenlere-tanık olduğum bazı olaylar nedeniyle-göstermeyi kendime bir görev saydığım için yazmaya karar verdim.
Evrensel ve ölümsüz prensipler(bir düşünce ve eylem) sistemi olan İslam’ın,kuşkusuz “siyaset”boyutu da bulunmaktadır.
İslam’ın siyaset boyutunun en belirgin nitelikleri adalet ,şura(danışma meclisi)ve antiemperyalist oluşudur.
Bugün-ya da daha önceleri-“Müslüman”kimliklerle ortaya çıkarak siyasete soyunanlara bakınca emperyalizme karşı bir tutum içinde olmaları bir yana onlarla yan yana omuz omuza işbirliği halinde olduklarını(aynı cephede yer aldıklarını)ibretle ve dehşetle görüyoruz.
Ve ne yazık ki –iyi niyetlerinden kuşku duymadığımız-bazı kardeşlerimiz kıramadıkları parti taassubu yüzünden beşeri ve geçici değerler taşıyan sistemleri-bilerek,
bilmeyerek-İslam’ın,onları kuranları Allah’ın Peygamber’in önüne geçirmektedirler.
Bir kuruma,bir şahsa sevgi,saygı,sempati duymak normaldir,ama onları kusursuz ve her şeyin üzerinde ve önünde görmek …………..başka bir şey değildir!
Yakın tarihimizi –iyi ve doğru olarak-bilmeden,1940’larda ikinci adam tarafından imzalanan bir seri gizli andlaşmalar doğrultusunda Türkiye’nin 60-70 yıldır Sam Amca’nın güdümünde yöneltildiğini,oynanan oyunları ve bu oyunların aktörlerini görmek de mümkün değildir.
Bayar’la başlayan (Küçük Amerika)rüyası(versiyonu)Menderes,Demirel,Özal,
Çiller’le devam etmiş,bugün de aynı titizlik ve ustalıkla(!)sürdürülmektedir.
Müslüman basiret(keskin görüş) sahibidir.Olaylara öyle bir bakışla bakar ki,onların ardındaki sebepleri –ve sonuçları-görür,tavrını ona göre alır.Göremiyorsa inancını gözden geçirmesi gerekir.
Mustafa Merter’in “Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı çalışmasıyla ilgili olarak yazılan şu satırlar(1) tam da düşüncelerimle örtüştüğünden sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Merter,gerçek tevazuu ve aşkı idrak etmeye başladıkça alt kişiliklerini(ün,
unvan,mal,mülk,makam)terk etmenin başta içini yaktığını ama “kul” olmanın kendi kendine olunan dervişlikten ne kadar yüce ve özgürleştirici olduğunu giderek kanıksadığını söylüyor.
Sanıyorum Yaratan’dan başka bir güce teslim olmak bizde aydınlandık zannını uyandırıyor.(Müthiş bir tesbit!)Ve O’nun (Allah’ın)dışında kendimize farklı ilahlar bulmak,
farkında olmadan birilerine,bir düşünceye veya bir (beşeri)sisteme kulluk etmemize yol açıyor.
Oysa “kul”olmak,kalpten (Yaradan’a)teslim olmakla başlıyor.Ve birey olmayı
asla dışlamadan,insanı kendi”mirac”ına yükseltebiliyor.Birey olma ise-hele günümüzde-kul
olmayı tamamen dışladığı için bireyleri bambaşka güçlerin kulluğuna sokabiliyorlar kendilerini..Israrla ikileyerek,üçleyerek hakikati!
Şeyhi Ekber(M.Arabi):”Beni çağırırsa sadece “ey kulum”diye çağırıyor.İşte bu ad benim en şerefli adım.”buyuruyor.Ne güzel…İşte gerçek özgürlük budur…
İşte bu boyutu (frekansı)yakalayan insan başka hiçbir güce kulluk etme
(önünde boyun) eğme ihtiyacını duymaz,zilletine düşmez.
Allah cümlemizi kula kul olmaktan korusun!
Bu en büyük tutsaklıktır,ruha alev bukağılar vurmaktır.İnsan onuruna,insan yüceliğine asla yakışmayan bir davranıştır.Hele inanan insana asla!
“İnsan” olma bilincini ve onurunu,insanca “kul”ca yaşama özgürlüğünü
ömür boyu sürdürmemiz dileğiyle,kalın sağlıcakla…

_____________________________________________________
(1) :Birey Olmak Kul Olmak (Leyla İpekçi) (Zaman 13 Ocak 2008)
V E D A


Ey Nebi'yi seven Kent,ey Resül’ün sevdiği,
-Zamanların böyle bir sevgiyi görmediği…-
Sana elveda demek bana ağır geliyor,
Bu sözü söylemeye-inan-dilim varmıyor.
Sen ayrılmaya değil,ancak kavuşulmaya
Layıksın her zamanda,and olsun,her mekanda.
Senden ayrılmak demek dipsiz bir uçuruma
Yuvarlanmak doruklar doruğundan aslında!
Acısı,tatlısıyla,hüznüyle,coşkusuyla
Sen öğrettin bizlere sevmeyi,sevilmeyi
O’nun aşkı uğrunda ömrü "kurban" etmeyi,
O’ndan gelen mihneti büyük nimet bilmeyi.

Ölümsüz sevgilerin ölümsüz aşıkları
Evrenlerin ruhunu kavuran sancıları
Senin elinden tattı bal,şeker ağıları,
Senin bağrında buldu şefkati,teselliyi…

Gökler bile hüzünlü bu ayrılış gününde,
Yalnız gökler mi,hayır canlar da gök renginde…

Olsun varsın,ayrılık yıldırmaz sevenleri,
Ayrılık güçlendirir,yüceltir sevgileri,
Ulaşılmaz olmaktan çıkarır öteleri…
Z İ Y A R E T - II
Buruk bir mutluluğun onurunu yaşadım,
Sevgili’yle vuslatı sonsuz bir hicran sandım,
Aşk’ın taşınmaz bir yük olduğunu anladım,
Aşık olamamanın utancıyla yıkıldım…!


Vuslattan korkmayan can hicrandan ne anlar ki! (bekler ki!)
Kan olmayan gözyaşı boşuna ne akar ki!
Aşkını belli eden aşık,aşık değildir,
Aşık değilim diyen delidir,divanedir,
Sevgili’yi paylaşmak dayanılmaz çiledir
Çile aşıklar için vazgeçilmez nimettir,
Hıçkırık aşıkların ölmezlik iksiridir…

Sevmesini bilmeyen nadanlar Sevgili’yi
Nasıl kırdıklarını görmezler,bilmezler ki,
O’nun has sevgisine layık olamazlar ki,
Sevmenin,inanmanın kahrını çekmezler ki!

Ne işi var burada aşık olmayanların,
Gül bahçesinden zakkum deren kaltabanların?
Bedeli çok yüksektir aşık olamamanın…
Çılgın bir ceylan gibi karanlıklara daldım…