4 Kasım 2007 Pazar

DEĞNEĞİN İKİ UCU

Genelde toplumlar(uluslar),özelde toplumumuz ve bireyler akıl almaz bir kaos,
kargaşa,kuralsızlık,dengesizlik,teşkınlık,aşırılık(lar)ortamında yaşamakta,daha doğrusu yaşadığını sanmaktadır.
İnsanların baskın bir çoğunluğu inanılmaz bir bilgisizlik,duyarsızlık,anlayışsızlık,saygısızlık,hamlık,hoyratlık,nadanlık,kabalık,gurur,kibir,
bencillik burgaçlarında,bataklarında çırpınıp durmakta,çırpındıkça batmaktadır.
En aydın ve bilgili geçinenler/bilinenler/sanılanlar bile;inandıkları,savundukları
fikirleri hakkında doğru-dürüst bilgi sahibi değillerdir ne yazık ki!
İslamcı,kemalist,ateist,komunist,sosyalist...v.b.geçinenlerin yüzde kaçı bu kavramlar hakkında tam-yeterli- bilgi sahibidir söyler misiniz?
Zaten bu olgunluğa-ve kültür düzeyine-erişmiş olsa(ydı)k,herkes birbirinin duygu,düşünce,fikir,inanç ve davranışlarına saygı duyacak,toplumsal huzur ve barış sağlanmış olacaktı.
Fakat ne gezer!Kimsenin kimseye tahammülü yoktur!
Geçen akşam bir sohbet sırasında bir hemşehrimiz;"Eğer müslümanlık doğru-
dürüst anlatılsaydı,bugün müslümanlar bu halde olmazlardı."gibisinden bir söz sarfetti.
Oysa bu tam bir yanılgıydı!
Bir diğeri de;Haccın farz olmadığını savundu.(Sonra uyarılınca fakirlere farz değil )diye düzeltti ama pek inandırıcı olmadı.
Müslümanlığı çok iyi anlatan(başta Kur'an-ı Kerim)ve çok iyi anlayan,(kusursuz bir şekilde yaşayan Hz.Muhammed olmak üzere) iki ölümsüz değerle,binlerce eser ortaya koymuş ve çağlar boyunca üstün ahlakları bilim ve sanatlarıyla bu kaynaklardan beslenen sayısız insan yetişmiş toplumlara önder ve örnek olmuşlardır.
Onların varlığından haberdar olanlar da müslümanlığı anlayarak ve yaşayarak
dünya ve ahiret mutluluğuna kavuştukları gibi insanlığa büyük katkılarda bulunmuşlardır.
8.y.y.'dan,18.y.y.'a kadar (1000 yılı aşkın bir süre)tıp,edebiyat,astronomi,fizik,
kimya,matematik,siyaset,coğrafya v.b. alanlarda ortaya konan eserler ve uygulamalar bütün dünyaya ışık saçmış,Batı medeniyetinin de temel taşlarını oluşturmuştur.
Medine'den(medeniyet kelimesi buradan gelmektedir) başlayan medeniyet yolculuğu(yürüyüşü) Endülüs Emevileri,Babür Şah İmparatorluğu,Karahanlılar,Gazneniler,Selçuklular(Büyük ve Anadolu),Osmanlı İmparatorlukları...v.b. ile sürmüştür...Bu olağanüstü sıçrayışları,
ışıltıları,püskürmeleri...görmezden gelmek büyük bir haksızlık ve bilgisizlik değilse nedir?
Müslümanların bugün bu halde olmalarının en büyük(ve birinci sebebi)işte bu
ışıltılı,dosdoğru yoldan,müslümanlığın ilahi,evrensel,ölümsüz prensiplerinden uzaklaşmış,
(daha doğrusu uzaklaştırılmış) olmalarıdır.
Okumadan araştırmadan müslümanlığı öğrenmek ve yaşamak mümkün müdür?
Bu gerçek(kural)diğer inanç(fikir-düşünce)sistemleri için de geçerlidir.
Kaç komunist komunizmi,kaç kemalist kemalizmi,sosyalist sosyalizmi...bütün
boyutlarıyla kavrayabilmiş,özümleyebilmiş,fikir,düşünce ve davranış biçimi olarak pratiğe
geçirebilmiştir,geçirebilmektedir.
Onların da bugünkü halleri ortadadır.
Hiç kimse kulaktan dolma abur cubur bilgi kırıntılarıyla bilgelik taslamasın,
kaslıp durmasın!Bu olsa olsa bilgiçlik,malümatfuruşluk olur.
Kişilikleri oturmadığından,kendi aklıyla düşünmesini bilmeyen bireyler kolayca
etkilenmekte(provake edilerek)"insan" a yakışmayacak tutum ve davranışlar sergilemektedirler.
Tuttukları takım,ya da parti (inandıkları değerler)yüzünden birbirine düşen,
küsen,hatta düşman olan kardeşler,babalar,evlatlar,yurttaşlar,arkadaşlar...yok mudur?
Böyle bir toplumda kardeşce,barış içinde nasıl yaşanabilir,yaşayabiliriz?
Bütün bunlara bir de terör belasını katarsanız,toplumun neden bu halde olduğunu daha kolay anlayabilirsiniz!(Ya da terörün neden doğduğunu...)
Eğitilmemiş,yalnız midesi değil,ruhu da aç bırakılmış,sevgi,merhamet,hoşgörü...
v.b.duygulardan yoksun bırakılmış bireylerden başka ne bekleyebilirsiniz ki!
Bir ülkede en büyük fabrikaları kurabilir,en konforlu araç gereçleri üretebilir,dev gökdelenleri dikebilir,hiper-marketleri açabilir,otoyolları,transatlantikleri,jumbo jetleri,hızlı trenleri,asma köprüleri,uzay gemilerini,hatta süslü-püslü mabedleri...devreye sokabilirsiniz...
Ama en büyük yatırım olan "insana yatırım"ı gerçekleştir(e)mezseniz,bütün
bunlar hiçbirşey ifade eder mi?
Sözün özü odur ki;Sürekli okuyan,öğrenen,inanan,inandığı gibi "insanca" yaşayan
akıllı,barışçıl,pozitif düşünceli(ve davranışlı)alçakgönüllü,sağlam(üstün)kişilikli..bireyler(i)
yetiştiremiyorsak,huzurun,barışın,adaletin,kardeşliğin,düsrüstlüğün,topyekün erdemin(ve gerçek medeniyetin)egemen olduğu bir toplumdan-ve insanlıktan- söz etmemiz mümkün olur mu?
Biz,her gün biraz daha gelişen,güçlenen,evrenselleşen eğitim kurumlarımızla,değerli öğretmenlerimizin-diğer resmi ve sivil kurum ve kuruluşlarımızla el ele,gönü gönüle vererek- bunu başaracaklarını umut ediyoruz...
Yürek dolusu sevgiler,ve saygılarımızla...



NOT: Diğer ürünlerimizi(duygu ve düşüncelerimizi) www.kanyilmaz.com isimli WEB sitemize girerek paylaşmanızı bekliyoruz.

DEĞNEĞİN İKİ UCU

DEĞNEĞİN İKİ UCU

26 Ekim 2007 Cuma

25 Ekim 2007 Perşembe

Beşeri öşçülere göre ünlü,akıllı,başarılı sayılan bazı kimseler vardır ki,ilahi(kozmik/evrensel) ölçülere vurulduğunda koskocaman birer budala,birer hiçtirler.

YENİ BEYİTLER

İslam'ın karşısında açılan cephe İslam,
Biribirini kıran,kırdırılan müslüman...

***

Önce tefecileri hizaya getirmeli,
Medeniyet'e çıkan yolu temizlemeli.

***

Yalanlar üzerine kurulmuş dünyaları,
Zengin senaryoların,ucuz oyuncuları!

***

O kadar abuk-sabuk,o kadar yüzeyseller,
"Tefekkür"den bihaber enteller,cübbeliler!

***

Aşk'a aşık olan gönül garipler otağıdır,
Acının sığınağı,sonsuzluk kapısıdır. (pınarıdır.)

***

Gırtlaklarına kadar çirkefe gömülmüşler,
Yine de hallerinden şikayetçi değiller!

***

Herşeyden önce gelir inancımı yaşamam,
İnancımın yerine hiçbirşeyi koyamam.

21 Ekim 2007 Pazar

YOLDAKİ İŞARETLER (1)

İnsanlık en buhranlı çağlarından birini
Belki en yoğununu yaşıyor ne yazık ki!
Bir ateş çukurunun kıyısında duruyor,
Ufuksuz gülşenlerden gül deriyor sanıyor!
Mükellef sofralarda yediği,içtikleri,
Ağlamayı bilmeyen gözlerle gördükleri
Ruhunu,kafasını allak-bullak ediyor.

Dupduru pınar varken bulanık sudan içen,
Sonsuzluklara çıkan işaretli yol varken,
Uçurumlara koşan,çıkmaz sokağa giren,
Sönmez Meş'ale varken,kıvılcımı yeğleyen,
"Olağanüstü" proje" çözümler önerirken,
Yetersiz beyinlerle çözümsüzlük üreten
Mutsuzluğun dışında ne elde edebilir?

İnsan'a "mü'min insan","kul" olma bilincini,
Nereden geldiğini,nereye gittiğini,
Tağut hileleriyle varoluş sebebini
Unutturan,İnsan'ı "insanlık"tan çıkaran,
Tek İlah'a değil de,biribirine tapan,
Mutlak egemenliği insanda,kulda sanan
Özgürlükten,onurdan nasıl söz edebilir?

"En güzel kelime"de birleşmeden çıkılmaz
Küfür gayyalarından,iman doruklarına.
Allah'tan gayrı bir güç önünde eğilenler,
Kesretten kurtulup da Bir'e yönelmeyenler
Barış,huzur,mutluluk iklimine giremez,
Renkler,sesler,uyruklar üstüne yükselemez.
Budur ancak yaraşan gerçek insan olana.

Evrenin Tek Sultan'ı,Hükümran'ı,Melik'i,
Yüce Allah yönetir tek başına evreni.
Kendine ne bir ortak,ne bir yardımcı ister.
-O'na kulluk edenler özgürdür,onurludur,
Kula kulluk edenler tutsaktır,onursuzdur.-
Allah'a kul olmakla insanlığına döner,
Ademoğlu barışa,adalete yol bulur. (kavuşur)
________________________________________

(1) : Seyyeid Kutub'un aynı adlı eserinden mülhem(Pınar Yayınları-
Çev:Abdi Keskinsoy)

Yoldaki İşaretler -2

İnsan'a dayatılan,yolundan alıkoyan
Dikenleri,taşları,uçurumları aşan
Yolu açacak olan Allah'tır,yalnız Allah...
"La ilahe illallah,Muhammed Resulallah"
Ruhları kavurmadan ne müslüman olunur,
Çağlarüstü,ideal ne bir düzen kurulur.
Ne de insan buhrandan,mutsuzluktan kurtulur.
"Medeniyet" dediğin "insan" a değer verir,
İnsan'ı "insan" yapan evrensel değerlere.
İnsan "madde"ci değil,"madde" insan içindir.
İlişkiler kopuksa insanlar arasında,
Hayvani değerlerden,insani değerlere
Doğru yükseliş yoksa,medeniyet yolunda
Kesin,sağlam bir adım atılmamış demektir.
Müslümanda tefekkür en yüksek düzeydedir,
Duyguda,düşüncede evrenle bütünleşir,
Yüreği hüzünlüdür,bakışları keskindir.
Hedefleri en yüksek ufuklar,yenilikler,
Üstün,sonsuz boyutlu evrensel bir benliktir.
İlahi,debisiz bir pınardan içmektedir,
Hep olağanüstüdür ürettiği değerler.
İnsanoğlu Çalab'a,Yalvaç'a dönmedikçe,
Kurtuluşu Çalab'da,Yalvaç'ta bilmedikçe,
Barış,adalet,huzur yüzü görmeyecektir.
En büyük savaş nefse karşı verilenidir,
En büyük zafer,ruhun mutlak özgürlüğüdür.
İslam,çölü gülşene çeviren gür rahmettir,
Müslüman bataklıklar içinde aşan güldür.
Allah'ın hoşnutluğu ödüller,ödülüdür.
(üstü ödül.)
15-21/10/2007 Ahmed KANYILMAZ
Çeşme

18 Ekim 2007 Perşembe

14 Ekim 2007 Pazar

ALLAH

Cümle noksanlıklardan,uzaklıklardan Rabb’i m
Tenzih ederim Seni edebildiğim kadar…
Vereceğim en doğru,en akıllıca karar
Övebilmektir Seni övebildiğim kadar.
Kudretin,azametin,heybetin,muhabbetin
Karşısında aczimi haykırmaktır her daim…

Şu anda yüreğime akın eden duygular
Ürpertiyor saçımdan tırnağıma gövdemi.
İçim saf dinginliğin letafetiyle saydam,
Geçiyorum duraksız o tayf tayf kuşaklardan…

Sürüyor atlarını iklim iklim kasırga
Ruhum küheylanlardan binbir kat şahlanışla
-Ki çalkalıyor onu ışıklı gümbürtüler,
İshak kuşunun zikri eritiyor mum gibi,
Ve sanki maveradan gelen sonsuzluk sesi…-
Sana doğru bir hamle yapmaya çabalıyor,
Üzerinde Süreka sanki,tökezleniyor…
Haykırışları yeri,göğü,Arş’ı,Kürsi’yi
Tutuyor dalga dalga,sarıyor çember çember,
Hummayla çırpınıyor novalar,galaksiler…

En Soylu Düşünce’nin tuğrasıyla dağlandı
Her hücrem,her atomum tattı ilahi hazzı.
Evet,tek düşüncem bu,Sana kul,köle olmak,
Senin sonsuzluğunda,sonsuzluğa savrulmak…
Böylece özgürlüğü kanatlarıyla uçmak
Mümkün olur sevdanın iklimine yanarak…

Sırlarını bir sedef gibi saklar geceler,
O inci için yanar,paralanır sineler…

Bir yanda inananlar zalime yem oluyor,
Bir yanda günahkarlar dünyadan kam alıyor…
İlahi cilvelerin kainat sahnesinde
Ezeli tiyatronun kaçıncı perdesinde…

Zillet gayyalarına,izzet zirvelerinden
Sen değilsin düşüren,biz kendimiziz düşen,
Verdiğin “emanet”i ahmakça çar-çur eden…

İzin verdin mülkünde edelim diye iskan,
Ya Rabb’i bu ne büyük,ne ulaşılmaz ihsan,
Yarattıkça yaratan,gerçeğe eriştiren…
Yıkılmaz saltanatın,azametin,kudretin,
Gerçek Hükümdar Sen’sin,Sultan’ı evrenlerin.
Olamadık halis bir vatandaşı,teb’ası
-Kitabların Anası,yüce,kozmik yasası.-
Kusursuz,erişilmez şanlı Egemenliğin.

Sen zulmetmezsin bize,zalim olan biziz,biz,
Sen de Allah olurdun,Sana “kul” olsaydık biz…

Ölümü hatırlatır ölümsüzlüğün bana,
Ölüm ki Sana doğru ruhu fırlatan rampa…

Nur’unun çevresinde esrik pervanelerce
Dilerdik kanat olmak,ruh olmak şule şule,
Girdiğin gönüllerden sığmazken yere,göğe…
Kainat ordusunda gözü pek bir çeri ki,
Yüreği şahadetin özlemiyle alevli…

Kalblerimizi yalnız,yalnız Sana dönük tut,
Varlık gösteremesin önümüzde hiçbir put.

Bize mamur,tertemiz emanet ettiğin arz,
Harabistana döndü mücrim ellerimizle.
Ve bundan duyar hale geldik şeytani bir haz!
Yüklediğin kutlu yük sırtımıza ne müthiş,
Korku,ümit arası inse,kalksa içimiz…
Kuşat merhametinle mahzun kalblerimizi,
Uzak tut üstümüzden Celal şimşeklerini…

Bir yerde,bir zamanda,bir boyutta her diri
“Müslüman”olduğunu idrak edebilseydi,
“O boyut” a yükselmek için sevebilseydi,
Daha güzel görürdük baktığımız her şeyi…

Her Nazar’ın nice bin infilakler içinde
Yıldızlar,nebülözler yaratır yüreklerde…
Bir “Ol!” buyruğun yeter,”bir şeyin olmasına”,
Her çocuğun babasız,ağrısız doğmasına,
Alaz harmanlarının gülşene dönmesine…

Dehşetli boyutları karşısında evrenin,
Hayalim yarasadır,haşyetle ürperirim.
Çimen yapraklarından,çiylerden,bulutlardan,
Dipsiz okyanuslardan,dumanlı doruklardan
Galaksilere kadar her şeyden Haber’in var,
Sinelerimiz ancak Seni anmakla kanar…

Kimi gün içimizde kasırgasın,alevsin,
Kimi gün dingin bir göl,sonsuz bir sekinetsin…
Kimi gün çiçek yüklü ince bir badem dalı,
Kimi gün bin yıldırım,eriten kayaları…
Nur sağanaklarınla yunarsın bazen bizi,
Bazen kat kat zulmetler kaplar göklerimizi.
Hilim kanatlarını ger üstümüze Rabb’im,
Aç Cemal’inden nikab,Celal’in hakkı için.
Her zamanda mekanda Seni anacak dil ver,
Öyle candan olsun ki muhabbetimiz Sana,
Biz Kabe’yi değil,o bizi kalksın tavafa…

Celal’inle verdiğin ızdırab Cemal’indir,
“Rıza”n için acıdan tat almak emelimdir.

Evrenleri ayakta tutan aşkı,dengeyi
Öğret aramızda da sürdürmeyi,sevmeyi…

Batın’ın gecelerin sessizliğinden derin,
Zuhur’una delalet gurub ve fecirlerin…

Yaşama sebebimiz mü’min olarak çıkmak
Huzur’una,verdiği “and”a sadık kalarak…

Tedbirler takdirinin önünde kuru yaprak
Rüzgarların elinde oyuncağız,oyuncak…

Kerem kıl,kulluğuna kabul et,lütfet ya Rab,
Gönle bu iştiyakı çok görür müsün ey Aşk…
devami icin www.kanyilmaz.com\36.htm ziyaret edebilirsiniz.

Paylaşmak

Paylaşmasını bilmeyenler ya da benimsemeyenler gün gelir paylaşacak birşeyleri kalmadığını anlarlar.